Mahmut Hoca
Mahmut  Hoca
17 Haziran 2017 Cumartesi
mahmuthoca@sinavegitimi.com
Türk Eğitim Seferberliği
[Toplam:1    Ortalama:5/5]

Türk Eğitim Sisteminde geçen yılların çıktısına dönüp bir bakmakta yarar var. 94 yıllık Cumhuriyet tarihini baz aldığımız zaman ortaya ne çıkmış sorgulamamız lazım. Öğretmen, öğrenci, veli ve yönetici gözüyle…

” Eğitim Dünya’yı değiştirebileceğimiz en güçlü silahtır.” Nelson Mandela

Yıllardır eleştirilen eğitim sistemimizin gerçek manada bir yeniliğe ve değişime ihtiyacı olduğu yadsınamaz bir gerçek. Okul dediğimiz örgütte yer alan bütün bireyler (öğrenci, öğretmen, veli ve yöneticiler)  bu eleştiriyi çok güzel yapıyor. Herkes suçu bir diğerine atıyor, kendini sütten çıkmış ak kaşık sanıyor ve öz eleştiri yapmıyor. Herhangi bir yanlıştan bahsedildiği zaman agresifleşiyor ve kendisinin mükemmeliğinden dem vuruyor.

Türkiye’de eğitimin temeli 3 Mart 1924 Tevhidi Tedrisat kanunu ile atılmış. Çoğumuz bu kanun ile yürürlüğe girilen maddelere az ya da çok hakimiz. Ayrıntılı incelemek için BURAYA tıklayabilirsiniz. Fakat benim bugün sizlerle paylaşmak istediğim mesele kanun, yönetmelik ve kararnamelerden çok daha fazlası olacak. En gelişmiş ülkelerin en modern yönetmeliklerini veya uygulamalarını uygulayacak olsanız bile “ZİHNİYET” değişmedikçe ortaya çıkan sonuçlar da değişmeyecektir.

Bu zihniyeti değiştirmek için yapılması gereken çok şey var. Bu bu maddeler kişilere göre değişkenlik gösterecektir. Eğitim Fakültelerinde yıllardan beridir eğitim felsefesi olarak “Öğrenci Merkezli Eğitim Anlayışı” (ilerlemecilik/yeniden kurmacılık) anlatılır; fakat çoğunlukla daimicilik ve esasicilik uygulanır. İşin özü öğretmenlere öğretilenlerle uygulananlar arasındaki farklılıklar daha ilk günde öğretmenlerde büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Sosyal yaşantılarda sıkıntı olan bölgelerde çocuklarımız okuma yazma güçlüğü çekerken yöneticilerin baskıları ile çocukların durumları yok sayılır ve İstanbul’daki bir kolejdeki standartların uygulanması beklenir. Velilerin okula veya öğrenciye karşı kayıtsızlığı  bilinir fakat yinede öğrenci-öğretmen-veli koordinasyonunda oluşturulacak yığınla evrak işi ve kağıt israfı uygulamalar sahnelenmeye çalışılır.

Türkiye’deki eğitim anlayışında başarmak yerine çoğunlukla “yapıyor olmak için yapmak” diyebileceğimiz bir bürokrasi havası hakimdir. Aslında bu gerçeklik devletin diğer kurumlarında da mevcuttur fakat biz yalnızca eğitim üzerinden devam edelim. Çünkü eğitimle bu sorunu halledebilirsek diğer mecralardaki sorunlarda kendiliğinden çözülecektir.

“Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.” Albert Einstein

Öğrencilere daha okulun en başında okulu sevmemek öğretilir. Örneğin ödev yapmaktaki asıl amaç çocuklara sorumluluk kazandırmak olması gerekirken biz öğretmenler ödevi amaç olarak görürüz. Çocuklarımızın güle oynaya okula gelmelerini amaçlamak asıl iş olmalıdır. Bir öğretmen olarak öğrencilere ilk olarak okulu, kendimizi ve daha sonra dersi sevdirmeyi sağlamalıyız. Bir yönetici olarak öğretmenlere yönetmelik bekçiliği yapmak yerine daha rahat çalışma ortamını oluşturmakla sorumlu olmalıyız. Öğretmen odalarına baktığınız zaman çoğu öğretmende tıpkı öğrenciler gibi derse gönülsüz bir şekilde girmektedir. Bu yüzden ilk olarak düzenlemesi gereken müfredat değil, yönetmelikler değil ZİHNİYET olmalıdır diyoruz.

Doğu ve Güneydoğu’da ne yazık ki 8. sınıfa gelip hala okuma-yazma bilmeyen öğrencilerin olduğunu bilmeyen yöneticilere e-öğrenme, internet tabanlı öğrenme, hayat boyu öğrenme, TEOG gibi uygulamaların sadece zaman israfı olduğunu söylememiz gerekiyor. Avrupa’nın gelişmiş bir ülkesindeki modern ve çağdaş bir uygulamanın ülkemizde tutmayacağını yüzlerine haykırmamız gerekiyor. Yönetenler öğretmenlerin özlük haklarını kötüleştirerek eğitimdeki kalitenin daha da aşağıya ineceğini bilmeliler. Öğretmenler bugünün öğrencilerinin yarının velileri olduğunu bilip dün kaybedilen velilerin yerine yarının velilerini yetiştirmeyi amaç edinmeli. Öğretmenler Matematik, Fen Bilimlerindeki başarı ya da başarısızlığın değişebileceğini fakat insani değerlerin bir ömür değişemeyeceğini unutmamalı.

Yeni neslin günden güne daha da kötüye gittiğini her gün televizyonlardan, gazetelerden veya sosyal medyadan görüyoruz. Eğitime harcanan bunca bütçenin PISA sonuçlarındaki hüsranla son bulmasının nedeni ne olabilir? Öğrenci okulu sevmezse, öğretmen icra ettiği mesleği sevmezse, veli ilgisiz olursa, yöneticiler doğru olan yerine olması gerekeni tercih ederse neyi/nasıl düzeltebiliriz?

Kişisel kanaatim şudur ki Türkiye’nin acil bir Eğitim Seferberliğine ihtiyacı var. Bu seferberlik siyasi bir şov için değil, üstlerin astlara bir emri gibi değil, mutfakta bulunan eğitimcilerin özverili çalışmalarını gerektiren bir misyon ve vizyon ile hayata geçirilmeli. Tıpkı dün köy enstitülerinde uygulanan ve Türk Eğitim Sisteminin sıfırdan inşa edildiği günlerdeki gibi. Siyasi kutuplaşmaların bir kenara bırakıldığı, siyasi kararlar yerine yerli-milli ve gerçekten ihtiyacımızın olduğu bir sistemin bir an önce hayata geçirilmesi bir zaruriyet arz etmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyrulur!

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Sponsorluk




Kategoriler