İngilizce Öğrenmenin 10 Püf Noktası

Paylaş
 
[Toplam:2    Ortalama:5/5]

Günümüzde İngilizce’nin önemini bilmeyen yoktur diye tahmin ediyorum. Erken yaşta dil eğitiminin başlamasını isteyen ebeveynlerde  bunun en güzel kanıtı. Peki İngilizce öğrenmenin püf noktaları nelerdir?

Sizlere kitaplardan öğrendiklerimi anlatmayacağım. Dil bilimcilerin dile bakış açılarını veyahut kullanılmasını tavsiye ettikleri yöntem ve teknikleri tartışmaya açmayacağım. Size yalnızca dil öğrenirken yaşadığım ve gözlemlediğim tecrübeleri aktaracağım.

Yaklaşık olarak 11 yıldır İngilizce konuşan, dinlediğini ve okuduğunu anlayan, okuyan ve yazan biri olarak dil öğreniminin aslında çok zor bir şey olmadığını baştan belirtmem gerekiyor. İşin komik tarafı ben İngilizce öğrenmek için o kadar çok çaba da sarf etmedim. Fakat kesin olarak bildiğim 2 şey var. Birincisi istek! Eğer istemeye istemeye bir dil kursuna giderseniz veya İngilizce öğrenmek için çabalarsanız bütün çabanız beyhude. İkincisi ise dile maruz kalmak. Okulda/kursta/yurt dışında veya başka bir yerde dile maruz kalmanız gerekiyor.

                                                         İngilizce Öğren

Üniversitenin ilk yıllarında hazırlık sınavı yapılır. Başarılı olanlar 1. sınıftan başarısız olanlar ise hazırlık sınıfından başlar ve daha ilk yılınızda dört yıllık okul olur 5 yıl! Bende de aynı durum oldu. Hazırlık sınavında başarısız oldum ve hazırlık sınıfında okumaya başladım. Sınıfta yaklaşık 40 kişi var ve herkes İngilizce konuşuyor. Sonuçta ben oraya belli bir İngilizce seviyesi ile gitmiştim fakat buda Türkiye’nin genel sorunundan farklı bir şey değildi. Bende Grammer (Dil Bilgisi Kuralları) ve Vocabulary (Kelime Bilgisi) vardı. Ben Not only … but also kullanımını biliyordum, test için. Fakat not only …. but also’nun nasıl kullanıldığını öğrenmemiştim. Ben ve bir kaç arkadaşım hariç herkes Amerikan aksanı ile İngilizce konuşuyordu. Bizde eziklikten olsa gerek Türkçe dahi konuşamıyorduk ve köşemize sindik. Hiç bir şey anlamasam bile hocalarımı ve arkadaşlarımı sürekli dinlemeye başladım. Bazen hoca bana bakarak dersi anlatırdı. Hiç bir şey anlamamama rağmen kafamı sallayarak onayladığım günleri hatırlıyorum. Fakat yılmadım ve asla vazgeçmedim. Dinledim, anlamaya çalıştım, mantığını çözmeye başladım. Diğer arkadaşlarda benimle aynı eğitimi almıştı fakat kimisi yurt dışına gitmişti, kimisi ise kursta öğrenmişti. Bazısının da aldığı İngilizce Eğitim benim aldığımdan daha pratik ve kullanışlıydı.

Lafı  fazla uzatmayayım. 1-2 ay gibi kısa bir sürede mantığı çözdüm. Ben dinlerken veya konuşurken grammer ve kelime bilgisinde boğuluyordum. Fakat uzun bir cümle bile olsa key-word (anahtar kelime) yakalanınca aslında karşınızdakinin ne anlatmak istediğini anlıyormuşsunuz. “İngilizceyi nasıl öğrenirim?” sorusuna verebileceğim en kullanışlı cevaplar aşağıdaki gibidir.

1- Kelime Bilgisi:

O kadar fazla kelime bilmeye de gerek yokmuş. Günlük kullanımda en çok işimize yarayan 600-1000 kelimeyi bilmek yetiyor ve  artıyormuş bile.

2- Hata yaparım korkusu:

Hata yaparım korkusundan bir dönem ağzını açmayan arkadaşlarım vardı. 3. ayıma doğru parmak kaldırıp muhabbete ortak olmaya başladım. Grammer kurallarına hala çokça takıldığım için (fluency) akıcılık konusunda sorunlarım devam ediyordu.

3- Asla vazgeçme:

Bir çok kez  okulu bırakmayı, başka bir bölüme yazılmayı düşündüm. Fakat asla vazgeçmedim. Okulun dışında da internetten, sosyal medyadan, oyunlardan ingilizce kullanma becerimi geliştirmeye çalıştım. Hata yapa yapa doğruyu bulmayı  öğrendim.

4- Dile Maruz kalın:

Uzunca bir süre sınıfın en arkasında sırada uyuyan yakın bir arkadaşım vardı. Duydum ki İngilizce Öğretmeni olmuş. Çünkü uyurken bile duyuyordu ve dinlemeye devam ediyordu. Yani dile maruz kala kala dili konuşmayı da öğrendi.

5- Dili kullanacak imkanlar oluşturun

Özellikle sosyal medya üzerinden yazarak, okuyarak, konuşarak ve duyarak dil kullanım becerinizi geliştirecek imkanlar yaratın. Farklı ülkelerden arkadaşlarınız olsun. Ben bunu oyun oynayarak yaptım. Çok fazla yabancı arkadaşım vardı ve iletişim kurabilmek için mecburen dil öğrendim.

6- Yurt dışına gidin:

Ülkemiz şartlarında yurt dışına gitmek biraz zahmetli olabiliyor ve herkesin böyle bir imkanı olmuyor fakat dil kurslarına binlerce TL harcayacağınıza Yunanistan bile olsa İngilizce konuşulan bir ülkeye kısa süreli bir seyahat düzenleyin.

7- Tatil yerlerine ve turistik yerlere gidin:

Hiç bir dil eğitimi olmamasına rağmen turistik yerlerde çalışıp 6 dil bilen tanıdığım var. Bizim Türkçe’yi öğrendiğimiz gibi insanlar ikinci veya üçüncü yabancı dili öğreniyor. Bu yüzden yaz tatillerinde turistik yerlere gidin. İster çalışın, ister tatil yapın ama her iki durumda da yabancı arkadaşlar edinin ve utanmadan, sıkılmadan, çekinmeden, hata yaparım korkusu yaşamadan dili konuşmaya çabalayın.

8- Bilmediğiniz kelimeleri mutlaka kontrol edin:

Bir turist ile konuşurken hayatınızda ilk defa duyduğunuz bir kelime ile karşılaştığınızı veyahut bir metin okurken aynı şekilde bir kelime gördüğünüzü farz edelim. Bu kelimenin hemen anlamına bakın ve not edin. Bu kelimeyi günlük hayatınızda 3-4 kere kullandığınız zaman kalıcı olacağını ve bir ömür unutmayacağınızı bilin. Turistin sesletimi ile kelimenin yazılışı aynı olmayacağı için “Can you spell X word?” (X kelimesini heceleyebilir misin/harf harf söyleyebilir misin?) gibi bir soru sorabilirsiniz.

9- Yabancı film/dizi izleyin:

Bu dediğimi ben pek kullanmadım fakat yabancı film ve dizi  izleyerek ileri seviyede bir listening (dinleme) becerisine sahip olan ve harika bir pronunciation (telafuz/sesletim) yetisine sahip olan kişiler tanıyorum.

10- Yabancı müzik dinleyin:

Tıpkı yukarıda bahsettiğim gibi müzik dinleyerek de aynı becerileri kazananları tanıyorum. Şarkıların lyriclerini (şarkı sözlerini) indirin veya yazın. Daha sonra kelimelerine bakın ve şarkılara eşlik edin. Müziği de seviyorsanız bu sizin için ayrı bir zevk olacaktır.

İngilizce öğrenmek istiyorum fakat başaramıyorum diyenlere söyleyebileceğim felsefe şudur: Dil öğrenmenin anahtar kelimesi “Zevk almak”. Eğer yaptığınız bir işten zevk almıyorsanız o işi yapmanızın bir anlamı yoktur benim gözümde. “İstek duymak” ise ikinci aslolan mesele. Dil öğrenmeyi istemeniz gerekir. Dil iletişim aracıdır. Ülkemizde ne yazık ki dil öğrenmek amaç haline geldiği için bazı sıkıntılar yaşanıyor. Kendinize şöyle bir amaç bulmanız gerek.

“Yüksek Lisans yapmak için İngilizce öğrenmem gerek.”

Amaç: Yüksek Lisans yapmak.

Araç: İngilizce öğrenmek.

“Şirkette iyi bir yere gelebilmek için Fransızca öğrenmeliyim.”

Amaç: Şirkette yüksek bir pozisyonda çalışmak.

Araç: Fransızca öğrenmek.

Yabancı dil öğreniminde yapılması gerekenler neler?

İleri seviyede grammer (dilbilgisi) ve vocabulary knowledge (Kelime Bilgisi) bulunan kimseler bile production (üretim) kısmında sıkıntılar yaşıyor. Fluency (akıcılık) konusunda sıkıntı yaşayanlar bu sorunun nasıl üstesinden geleceği konusunu araştırıyorlar.

Dil bilimciler bu konunun en büyük nedeninin Affactive Filter (öğrenmeyi engelleyen duygusal bariyer) olduğunu belirtiyor. Yani biz buna özetle kaygı düzeyi yüksek olan bir kimsenin duyduğu endişe nedeni ile üretimde sıkıntılar yaşaması diyebiliriz. Önceki yaşanmışlıklar veya başarısız olma korkusu bu kaygı düzeyini yükseltir. Birey ne kadar yüksek bir kaygı düzeyine sahip olursa üretimdeki sıkıntıları o kadar fazlalaşır. Bu yüzden özellikle dil öğrenmek isteyen bireylerin low affactive filter (düşük kaygı düzeyine) sahip olması gerekmektedir.

Hata yaparım korkusu ile hareket eden bir birey muhakkak hata yapar ve hata yapmamak için aksiyona geçemez. Bir bebeği örnek olarak gösterelim. Yürümeye başlamadan önce emekler. Yavaş yavaş ayağa kalkma çabaları sarf eder ve çoğunlukla başarısız olur ve düşer. Etraftan yardım ve destek alarak önce ayakta durmayı öğrenir. Düşeceğim korkusu yaşayan bir çocuk asla ama asla yürümeye cesaret edemez. Aynı şekilde konuşmayı öğrenen bir çocuk da muhakkak kelimenin telefuzunda veya dil bilgisinde sıkıntılar yaşar. Etraftan aldığı dönütler doğrultusunda hataları tekrar etmemeye çalışır. Özet olarak hata yapmak aslında başarmanın ilk adımıdır. Bu yüzden yukarıda sıralanan tavsiyelerin başarısızlığına aldırış etmeden çabalamak dil öğrenmek isteyen  bir kişi için zorunluluk teşkil etmektedir. Tıpkı anadilini öğrenen bir çocuk gibi dile maruz kalmalı, konuşmayı öğrendiği sırada yaptığı hataları yapmalıyız ki doğruya ulaşabilelim.

Dil Öğrenimindeki Kaygı ve Endişe düzeyi ile baş etme yolları neler?

Dil öğrenimi üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki kaygı ve endişe düzeyi ne kadar yüksek olursa dil öğrenimindeki başarısızlık da o kadar artıyor. Peki bir dili öğrenirken başarılı olmak veya kaygı/endişe düzeyini azaltmak ve yaşanan sıkıntılarla baş etme yolları nelerdir?

Yabancı dil öğrenmenin temel nedenleri, bireylere göre değişen özel amaçlar, farklı kültürlere duyulan ilgi, hedef toplum içerisinde sürekli veya geçici olarak yaşamanın doğurduğu bir gereklilik, mesleki yaşam içerisinde ilerleme isteği ve okul müfredatlarına bağlı olarak öğrenme zorunluluğu olarak sıralanmaktadır (Harmer, 1991).

Kaygının türlerinin belirlenmesi ve kaygı ile başa çıkma yollarının belirlenmesi öncelikli amacımız olmalı. Kaygının nedenleri bazen iletişim kurmadaki başarısızlık bazense sınavlarda istenen başarıya ulaşamamak olabiliyor.

İki farklı yöntem ile mevcut kaygı düzeyini istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. İlk olarak kaygıya neden olan durumlarla baş etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Diğeri ise öğrenme ortamını daha az strese neden olan bir şekilde düzenlemek. Aslında bahsedilen bu iki durum dil öğrenimine yardımcı olan öğretmen/eğitimci tarafından yapılması gerekenlerdir. Kendi başınıza dil öğreniyorsanız kendi profilinize uygun çözüm önerileri getirmeniz gerekmektedir.

Aşağıdaki cümleler kaygınızın nedenlerini belirlemekte yardımcı olabilir.

  1. İngilizce konuşurken kelime bilgisi yetersizliği yüzünden sorunlar yaşıyorum.
  2. Dil bilgisindeki yetersizlik akıcı konuşmama engel oluyor.
  3. Yanlış yaparım korkusu yüzünden konuşasım gelmiyor.
  4. Bir kelimenin anlamına takılıyorum o yüzden sıkıntılar yaşıyorum.
  5. İngilizce konuşabiliyorum fakat çok fazla duraksıyorum.
  6. Pronunciation (Sesletim) sıkıntıları yaşıyorum.

Sorununuzu belirledikten sonra çözüme ulaşabilirsiniz. Önce bir hastalığın tanısını koymak gerekir ki hangi tedavinin uygulanacağını belirleyebilelim. Kendinizi en iyi tanıyan yine sizlersiniz. Bu yüzden muhakkak konuşma sıkıntısının nedenini öğrenmeli ona göre çözüm önerileri veya konuşma stratejileri kullanmalısınız.

Türkiye’de İngilizce Eğitimi Sorunu ve Bu Sorunlara Çözüm Önerileri

Ülkemizdeki çocuklar küçük yaşta ingilizce öğrenmeye başlıyorlar ve uzunca yıllar ingilizce dersleri görüyorlar. Fakat bu kadar uzun soluklu bir eğitim hayatına rağmen halkımızın çoğu ingilizce bilmiyor. Orta düzeyde ingilizce biliyorum, derdimi anlatacak kadar biliyorum diyenler ise İngilizcenin sadece Dil Bilgisi kısmında iyiler. Peki bu sorunun temelinde yatan nedenler neler?

Kişisel kanaatim ülkemizdeki dil sorunlarının temelinde sahip olduğumuz zihniyetin ve dil öğrenimine bakış açımızın etkisi çok fazla. Önceki yazılarımızda bahsettiğim gibi diğer ülkelerin aksine dile yabancıyız. Diğer ülkeler anadilleri dışında bir dil öğrenirken bunu “second language” (ikinci dil) diyerek ifade ederler.  Bizde ise bu durumda “foreign language” (yabancı dil) kavramı karşılık gelmektedir. Zihniyet dediğim olayın izahı zor fakat örneği çok. Dile bakış açımızda aslında zihniyet ile benzerlik gösteriyor. Okullarda, yazılılarda ve sınavlarda bizim ingilizce bilgimizi yalnızca dil bilgisi üzerinden ölçmeye çalışıyorlar. Hal böyle iken ingilizcenin 4 temel becerisi (konuşma, dinleme, okuma, yazma) yerine yalnızca dil bilgisine ağırlık verilmesine sebebiyet veriyor. Dil bilgisi olarak insanlarımız diğer ülkelere oranla gayet bilgili ve başarılı fakat dil bilmek dili konuşmak ve dili konuşan bir kimseyi anlayabilmek olduğu için başarımız yalnızca dil bilgisinde kalıyor.

Çözüm önerisi ise gayet basit, açık ve net: Dil eğitimlerinde dinlemeye ve konuşmaya ağırlık verilmeli. Sınavlar konuşma ve dinlediğini anlama becerilerini ölçmeli. İngilizce veya bir başka ikinci dili! öğrenirken derslerin matematik, fen bilgisi veya sosyal bilgiler gibi 2 saat içerisinde yalnızca dilbilgisi kurallarının anlatılmasının istendiği bir müfredat ile değil sürece yayılan bir günün neredeyse tamamını alan ve iletişime yönelik uygulamaları ve pratikleri ile sağlanabilir. İngilizce öğretmenleri bile ingilizce konuşurken endişe duyuyorsa, yetiştirdikleri çocuklardan nasıl bir başarı bekleyebiliriz? Dil öğreten kimselerin mutlaka ama mutlaka yurt dışına gitmelerinin önü açılmalı.

İlerleyen dönemlerde konuşma stratejileri, dil eğitimindeki sorunlara çözüm önerileri başlıklı birer makale ile hızlı, akıcı ve anlaşılır konuşmanın ipuçlarını veren ve ülkemizdeki sorunların genel çerçeve de çözüm önerilerini barındıran makaleleri sizlerin beğenisine sunacağım.

BONUS: Kısa sürede İngilizce Öğrenmenin Püf Noktaları Nelerdir?

Eğer amacınızın sizi tetikleyecek bir şey olursa vazgeçme şansınız düşer, dil öğrenme isteğiniz artar ve sonunda da başarılı olursunuz. Yorumları kontrol ediyor olacağım. Sorularınızı bekliyorum.

                               Teşekkürler

Bu yazı 336 kere okundu.
  • Site Yorum

Bir adet yorum var.

  1. Hasan Sağ dedi ki:

    İngilizce öğrenmek en çok istediğim şey. Fakat çabalarım hep boşuna gidiyor.

Bir yorum bırak